katrankara

kalemin zoru! Berdevam...

1 yorum

al git
şehla yürüyüşünü
yaz deme
kış deme
üşürüm deme
aylardan baharsa
ay doğarsa
hiç bir şey deme
bu senin
kuşlardan önce kalkan yüzündür
al git
sevgili
aşk bağışlanmış hüzündür
Nevzat Çelik

(Kaynak: katrankara)

13 yorum

immoraltales:

Karamazoff Kardeşler

Bir baba ile bir oğul, ayni kadına âşık oluyorlar. Kadın, genç, güzel şık ve sehharddır.
İşte; Rus edibi DOSTOIEVSKY’nin meşhur romanı.

Fransızca sözlü ve şarkılı filminin mevzuu budur.
Mümessilleri: FRITZ KORTNER ve ANNA STEN
Bu perşembe akşamından itibaren
ARTİSTİK Sinemasında
01 Kasım 1932 Cumhuriyet Gazetesi

immoraltales:

Karamazoff Kardeşler

Bir baba ile bir oğul, ayni kadına âşık oluyorlar. Kadın, genç, güzel şık ve sehharddır.

İşte; Rus edibi DOSTOIEVSKY’nin meşhur romanı.

Fransızca sözlü ve şarkılı filminin mevzuu budur.

Mümessilleri: FRITZ KORTNER ve ANNA STEN

Bu perşembe akşamından itibaren

ARTİSTİK Sinemasında

01 Kasım 1932 Cumhuriyet Gazetesi

0 yorum

Tarihin sona erdiği günü zihnimde kimbilir kaç defa yeniden yaşadım. Süresini hiç kısaltmadan, hiç toparlamadan. Görenler, düşünüyorum sanmışlardır. Oysa ben yaşıyordum. İnsan dönüp dönüp aynı günü yeniden yaşayamaz mı? Tarih içerisinde mümkün olmuyor. Fakat biz galiba sırf tarih içinde yaşamıyoruz. Her neyse, benim savrulduğum yoksunluk aleminde bu mümkün oluyordu. Dönüp dönüp o günü yeniden yaşıyordum. O sıradaki hislerim, heyecanlarım, sorularımla. Sonunda nereye varacağını bilmeden.
Hep aynı sona varıyordu.
Ümit Kıvanç-Siyah Makamı

(Kaynak: katrankara)

0 yorum

Ay’ı hatırlamıyorum. Gün hepten yok
Bir şey var.. ama onun da ne olduğu belli değil
Gogol-Bir Delinin Hatıra Defteri

(Kaynak: katrankara)

3 yorum

“……Labirent bir delikanlı gönlü bu, içime gömdüklerim var, içinde yitirdiklerim var, beni kandırıp içine girmeden çıkan var…İçimde yoğun bir trafik yaşanıyor, içim içimi denetleyemez bir durum. Elektromangal bir delikanlı gönlü işte……

Fırçam ve renk renk boyalarım var. Alev alev dolanıyor içimi çizme isteği. Aslolan çizmek değil, özlem. Bir yol çiziyorum, giderek daralan, perspektif bildiğimden değil, gözlem. Yollar uzakta daralıyorlar, bunu uzun otobüs yolculuklarından biliyorum. Bir kız çiziyorum yolun başına, eline bir çanta veriyorum, okula gitsin, okusun hasbam. Uzun uzun saçlar çiziyorum, işi ne, taransın yosmam. Sonra resme bakıp basıyorum şarabı bardağın gözüne, bardağın gözünün tam neresi olduğunu çok iyi bilemeyerek. Seviyoruz ya, içmek gerekli. Kız çıkıp gidiyor resim kağıdından. Fırçalarımı kırıyorum, boyalarımı atıyorum gayya kuyularına. İçimdeki çizme isteğini bir ressama ciro edip basıyorum şarabı bardağın gözüne… Bardağın gözü olmaz. Çekmece mi bu? Çekmecenin gözünün de bir şey gördüğü söylenemez. Kendin yarat dertleri, kendin üzül, delikanlı bir felsefe……

Ferhan Şensoy-Kalemimin Sapını Gülle Donattım (via katrankara)

Kayıtlı olduğu alan katrankara.blogspot.com

2 yorum

Upuzun günler geçti gidişinin üstünden, uçuşunun üstünden haftalar geçti, kayboluşunun üstünden aylar… Nedenini hala anlayabilmiş değilim. Bir nedene bağlanması da gerekmiyor zaten, kimi şeylerin nedeni yalnızca kendileri olmalı ve öyle kalmalı. Üstelik, insana kendi yaşamı bile büyük geliyor kimi zaman; ne yapsa, kimi sevse, kimlerce sevilse, hangi işlerle uğraşsa ve nerelerde gezip dolaşsa, bir türlü dolduramıyor. Her şeye karşın derin boşluklar kalıyor önümüzde arkamızda…
Hasan Ali Toptaş-Sonsuzluğa Nokta

(Kaynak: katrankara)

6 yorum

Gündüz hüzünlü, yağmurlu, ışıksız, tıpkı beni bekleyen yaşlılığım gibi geçti. Beni böyle tuhaf düşünceler, böyle karanlık hisler boğar, benim için açıklanması imkansız sorular kafamda dolanıp durur ama nedense onları çözmek için ne gücüm ne isteğim vardır. Bütün bunları çözmek de bana mı kalmış!
Dostoyevski-Beyaz Geceler

(Kaynak: katrankara)

5 yorum

rakamzen:

… aniden ortalıkta beliren gaftici fethi, fil hamit’in arabasını şanına yakışır biçimde tavladı. gaftici’nin hünerli ellerine kapılan araba, kapı ve pencerelerini cömertçe açtı. fethi yatakta dostuyla beraber doldurduğu seks kasetini de teybe sürdü. teypten çıkan seksi çığlıklar, inlemeler kolera sokağı’nı kapladı. köylü kadınlar başörtülerinin uçlarını ağızlarının önüne çekip içi gözüken tül perdelerin gerisine devrildiler. alemci kadınlar ve tamirhanede çalışanlar gaftici fethi’ye “helal olsun usta sana bu yollar,” dercesine baktılar. helal olsun çekmelerinin tabii ki haklı sebepleri vardı. romantik bir otomobil hırsızı olan fethi, mahalledeki bütün mitraları incitmeden ayıklamıştı. “kulağınızı açın da beni dinleyin leylekler! ben kolera açık hava üniversitesi seksoloji bölümü mezunuyum. bugün size manitalar hakkında iki tane tüyo vericem. bunları yeri gelince en güzel şekilde kullanın. manitanın yatakta güzel sevişip sevişmediğini anlamak için ayak bileklerine bakmanız kafidir. eğer bilekleri inceyse mesele yok demektir. sizi sabaha kadar zevkten bayıltır. manita ‘seni seviyorum, evlenelim,’ ayağı yapıyorsa, önce yüz mumluk ampule yarım metre mesafeden bakın. sonra gözlerinizi ampulden kaçırıp manitanın gözlerine dikin. eğer cıvırın gözlerini görüyorsanız hemen evlenin, allahına kadar sizi seviyor demektir. hadi şimdi yaylanın bakayım kese kağıtları.“ 

-kaçan m., “ağır roman”, yapı kredi yayınları, s. 10.